OYUN 2
UYGULAMA OYUN 2: İLETİŞİM OYUNU
Günlük hayatımızda çoğu zaman bize yabancı olan insanlarla zaman geçiririz ancak her zaman onlarla sohbet etmeyiz. İşe gidip gelirken, bekleme odasında veya asansörde ya da kahve sırasında yeni biriyle sohbet edip bir bağlantı kurmaya çalışmak, onlar hakkında ilginç bir şeyler keşfetmek ve kendinle ilgili de bir şey paylaşmak, iletişim dilinin gelişmesinde büyük rol oynar.
Bir yabancıyla küçük bir konuşma yapmanın hoş olmayacağını düşünebilirsin çünkü çoğu insan bir yabancıyla sohbet başlatmanın zor olacağına ve muhtemelen yabancının onunla konuşmak istemeyeceğine inanır. İşte bu nedenle sosyal normlar bizi sessiz kalmaya teşvik eder. Oysa yanılıyoruz. Araştırmalar insanların bağlantı kurmakla daha çok ilgilendiğini ve bu tür konuşmaların insanlara iyi geldiğini göstermiştir. Yani bir yabancıyla konuşmak bir arkadaşla konuşmak kadar eğlenceli olabilir.
Sosyal bağlantı, mutluluğumuz için çok önemlidir. Hatta sosyalleşme, en keyifli günlük aktivitelerden biri olarak tanımlanır ve başkalarıyla yaşadığımız “mikro anları” canlandırarak bize ortak bir insanlık duygusu getirebilir.
KAYNAKÇA
Epley, N. ve Schroeder, J. (2014). Yanlışlıkla yalnızlık aramak. Deneysel Psikoloji Dergisi: Genel, 143 (5), 1980-1999.
Tavsiye Dinleme: Spotify-Dj.Neo Anka “Stresle Nasıl baş edilir?”
https://open.spotify.com/episode/1N0lx9Fiv8gUmhacPfsRvl?si=2QWxw1ONT6yNvRH_4yqVjA
DOĞUŞTAN İYİ HİSSETMEYE PROGRAMLIYIZ
Yaratıcılık ve üretmek, insanı besleyen en önemli kaynaklardan biridir. 1998’den beri çocuklarla çalışan ve dünyanın çeşitli yerlerinde çocuk & aile ilişkilerini deneyimlemiş bir eğitimci olarak bu çıkarımı sadece ben değil birçok uzman sosyolog da yapabilir. Bazı sonuçlara varabilmek için aslında diplomaya gerek yok, aynı döngüleri sıklıkla yaşamak yeterli. Yaratıcılığını kaybeden birey değerini de unutuyor ki değer duygusu, toplumu oluşturan insanın bel kemiğidir. Kırılırsa yamuk belli bir toplum oluşur.
“Kendini değerli hisseden birine kötü hissettirmek zordur,” der Abraham Lincoln. Ayrıca kendine değer veren insan başkasının da canını yakmaya çalışmaz. Tam tersine ona değer verir ve can katar başka bir canlıya bazen de insanlığa...
Düşünsene, herkesin değerli ve özel hissettiği bir toplum:
Distopya mı?
Ütopya mı?
Belki de dünya bunun için var olmuştur...
28 GÜNDE YENİ BİR DİL ÖĞRENME YOLCULUĞU
Beyin o kadar sadık bir organ ki ağzından çıkan her sözü hatta sessizce düşündüğümüz her şeyi duyuyor ve biz ne dersek ona göre hormon salınımını devreye sokuyor. Kısaca tüm sinir sistemimizi kontrol eden bedenimizin muhteşem başbakanı! Kendisine düzenli olarak ve sabit dozda uyarılar gönderdiğimizde o da bize tepki veriyor. Nasıl mı?
“Bir şeyi kırk kere dersen olur,” der atalarımız. Hiç düşündünüz mü neden acaba? Çünkü dil neyi çok söylerse, bilinçaltı onu gerçek kabul eder; beyin de onu gerçekleştirmek için harekete geçer. OLUMLU KONUŞMAK ve DÜŞÜNMEK işte bu yüzden çok önemlidir.
Soru 1: Neden aklımıza gelen hep başımıza gelir?
Cevap 1: Hem fiziksel hem de düşünsel anlamda yapılan tekrarlar olayın gerçekleşme olasılığını artırır.
Soru 2: Beynimiz için iyi-kötü, doğru-yanlış gibi kavramlar var mı?
Cevap 2: Hayır. O sadece söylenen komutlara göre sinirleri uyarıp görevini yapar.
Sonuç: O zaman insan, beyninde neyi kodlarsa o durumu yaşamıyor mu?
Cevap: ................... (Cevap sende)
HER SÖZÜMÜZÜ DİNLEYEN MUHTEŞEM ORGAN:
BEYİN
Örneğin, ekşi ve sulu bir limon düşün. Ekşi su, şu anda ağzının içine doğru şırıl şırıl akıyor... Sen bu satırları okurken tükürük bezlerin çoktan devreye girmedi mi? Ortada limon yokken bile sadece düşünce yolu (okuyarak) ile beyni komuta edip tükürük bezlerini aktivite edebiliyorsak, düşünün kelimeleri kullanarak daha neler yapabiliriz?
Beynin duygu durumumuzu nasıl kontrol ettiği ve tüm bedenimizle olan bağlantısı üzerine yazılan sayısız makale ve araştırma var. Sadece imajinasyon (canlandırma tekniği) kullanılıp birçok hastalık ve bilinçaltı korkuları analiz ediliyor. Bunlar üzerinde çalışıp hastalarını tedavi eden doktorlar ve iyileşen insanlar var. Konu ile ilgili izlemenizi tavsiye edeceğim bir belgesel var.
Tavsiye Film: Şifa ve Ben Belgeseli
SEN UNUTSAN BİLE BEYNİN HATIRLAR
Beyin geçmişi hatırlamaz, sen unuttuğunu sanırsın. İşin ilginç tarafı daha önce inanarak söylediğin her kelime hafızanın derinliklerine kodlanır. Sen geliştirdiğin alışkanlığı bıraksan bile o davranış uzun bir süre zihninde yer alıp etkilerini gösterebilir. Özetle sen unutsan bile beynin unutmuyor, sen o kodlamayı silmek için belli bir süre çalışıp yerine yeni alışkanlığını tam olarak yerleştirene kadar. Bir süre sonra her organ gibi o da alışıyor, artık ona uyarı göndermesek bile başbakan otomatik pilotta bizim yerimize duygularımızı ve bedenimizi komuta ediyor.
21 gün kuralını duymuşsundur. Bu kural, beyne yeni bir alışkanlığı öğretme ve eski alışkanlığı sildirme süresidir. Bu yüzden her gün aynı uyarıyı gönderdiğimizde beyin onu kabul eder yoksa her şey başa döner. Yani eski alışkanlıklara, hikâyenin başladığı yere döneriz.
Peki, yeni bir alışkanlık edinmek, eski bir anıyı hatırlamak, bağımlılıklardan kurtulmak ya da diyet gibi bir aktivite için 21 gün yeterli mi?
Hayır.
Zaman, kişinin değiştirmek istediği davranışı ne kadar süredir yaptığı ile ilgili orantılı olarak değişir. 21 günü bir alt sınır olarak düşünebiliriz.
GEÇMİŞTE NEYİ NASIL KODLADIYSAK GELECEKTE
ÇIKIYOR KARŞIMIZA
Zamanında kullandığımız kelimeler, yaptıklarımız veya yapamayıp kaçırdığımız fırsatlar da bir süre sonra önümüze geliyor. Biz söylediğimiz için mi gerçek oluyor yoksa olacağı mı vardı?
Hindistan bağımsızlık hareketinin öncüsü Gandhi’nin bir öğüdü vardır ki bence, beyin ve enerji bilimi olan kuantuma muhteşem bir örnektir:
“Söylediklerinize dikkat edin, düşüncelere dönüşür.
Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür.
Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür. (Beyinde salınan hormon sonucu harekete geçersin.)
Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür. (Her gün yapılan hareketler, bağımlılıklar)
Alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür. (Bağımlıklara göre seçimler başlar.)
Değerlerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür. (Artık seçimi sen değil bağımlılıkların yapar.)
Karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür. (Seçim senin!..)”
DÖNGÜYÜ DEĞİŞTİREBİLİR MİYİZ?
Çevrende bunu başarıp seçimlerini değiştirebilen birçok insan vardır. Bir düşün! Hayat hikâyelerini izlediğin, şarkılarını dinlediğin; hatta bu topraklarda özgürce yaşama nedenin olan o insanlar... Eminim duymuşundur o ataları...
Beyin bizim başbakanımız ise biz de onun cumhurbaşkanı olabilir miyiz? Düşünce yolu ile onu yönetebiliyorsak düşündüğümüz şeyi yaşayınca niye şaşırıyoruz ki?
“Ben de tam seni düşünüyordum.”
“Aklımdan tam da bunu geçiriyordum.”
“Nereden bildin bunu istediğimi?”
Bu cümleler tanıdık geldi mi?